15 Eylül 2008 Pazartesi

MISIR-egypt










Misir, kendini Arap dünyasinin lideri olarak gören bir ülkedir. Gerçi Arap dünyasinda dolayli emperyalizm döneminin ortaya çikardigi daginiklik yüzünden son dönemde Arap dünyasinda: "Araplar, aralarinda ittifak etmemek üzere ittifak etmislerdir (Ittefeka'l-Arabu 'ala ella yettefiku)" vecizesi yaygin oldugundan herhangi bir ülkenin liderlik iddiasi fazla bir önem tasimiyor. Bununla birlikte 1978'deki Camp David Anlasmasi sebebiyle Arap Birligi teskilatindan atilan Misir bugün bu teskilatin genel merkezini Kahire'ye naklettirmeyi basarmis durumdadir. Ayrica Misir bazi yönleriyle Türkiye'ye çok benzemektedir. Son yillarda Türkiye'yle Misir arasinda siki bir münasebetin oldugunu da biliyoruz. Bu ülke ayni zamanda çagdas Islami uyanis hareketinin de besigi niteligi tasimaktadir. Bütün bu yönleri dolayisiyla Misir'in taninmasi gereken bir ülke oldugunu düsünüyoruz. Islam Cografyasi bölümümüzde ülkeleri tanitirken genellikle gündemdeki gelismelere paralel hareket ettik. Bu yüzden belki daha erken tanitmamiz gereken Misir'i tanitmakta geciktik. Bu sayimizda, biraz da gelismelerle baglantili olarak bu ülkeyi tanitiyoruz.
Misir Hakkinda Genel Bilgiler
Resmi adi: Misir Arap Cumhuriyeti
Baskenti: Kahire (Nüfusu: 18 milyon)
Diger önemli sehirleri: Iskenderiye, Ismailiyye, Asyut, Cize, Port Said, Minye, Asvan, Süveys, Tanta, Dimyat.
Yüzölçümü: 998.774 km2
Nüfusu: 70 milyon (2000 tahmini). Nüfusun % 45'i sehirlerde yasamaktadir.
Km2 basina düsen insan sayisi: 57
Nüfus artis hizi: % 2.7
Etnik yapi: Misir halkinin yaklasik % 91'ini Araplar olusturmaktadir. Araplarin % 91.5'i Müslüman, kalani hiristiyandir. Ikinci önemli etnik unsur nüfusun % 7'sini olusturan Kiptilerdir. Kiptilerin tamami hiristiyandir. Kiptilerin kendilerine özel bir dilleri vardir. Ancak bugün artik Kiptice konusan kalmamistir ve Kiptiler de Arapça konusmaktadirlar. Kalan nüfusu Avrupali hiristiyan etnik unsurlarla, Nubiyali, Beja, Arnavut, Berberi gibi degisik kökenlerden gelen Müslüman etnik unsurlar olusturmaktadir.
Dil: Resmi dili Arapça'dir. Halkin tamamina yakini Arapça konusur. Bazi küçük etnik unsurlar kendi aralarinda mahalli dillerini konusurlar.
Din: Resmi din Islâm'dir. Halkin % 91'i Müslümandir. Kalan nüfusu kipti kökenli ortodoks hiristiyanlar (kiptiler diger ortodokslardan farkli bir inanca sahiptirler), Rum kökenli ortodokslar, Arap kökenli Maruni hiristiyanlar ve çesitli Avrupa ülkelerinden Misir'a yerlesmis olan katolik ve protestan hiristiyanlar olusturmaktadir. Müslümanlarin tamamina yakini sünni, çogunlugu safii, önemli bir kismi da hanefidir.
Cografi durumu: Kuzeydogu Afrika ülkelerinden olan Misir, kuzeyden Akdeniz, dogudan Kizildeniz ve Filistin, güneyden Sudan, batidan Libya ile çevrilidir. En yüksek yeri Sina yarimadasinda bulunan Katerina Dagi (2637 m.)'dir. En önemli akarsuyu Nil nehridir. Topraklarinin sadece % 4'ü tarim alani kalani çöldür. Tarima elverisli topraklarin önemli bir kismi Nil vadisinde bulunmaktadir. Akdeniz kiyisinda ve Nil'in Akdeniz'e döküldügü noktada bulunan baskent Kahire'de yillik sicaklik ortalamasi 21.9 derece, yillik yagis ortalamasi 42 mm.'dir.
Yönetim sekli: Misir görünüste çok partili demokratik bir sistemle yönetilmektedir. Ülke 11 Eylül 1971'de yürürlüge konan anayasayla yönetilmektedir. En üst yönetici olan cumhurbaskani genis yetkilere sahiptir. Cumhurbaskani genel seçimle belirlenir. Ancak 1952 darbesinden sonra gerçeklestirilen bütün cumhurbaskanligi seçimleri tek adayli olmus ve o tek aday da oylarin hep % 90'dan fazlasini almistir. Basbakan cumhurbaskani tarafindan tayin edilir. Yasama yetkisi 454 üyeli ve üyeleri genel seçimle belirlenen parlamentodadir. Ancak seçimler açik oy, gizli sayim usulüyle yapildigindan halkin büyük bir çogunlugu mevcut sisteme karsi oldugu halde iktidar partisi her seçimde oylarin % 90'dan fazlasini almaktadir. Muhalefet partileri adil ve dürüst olmadigi gerekçesiyle 1991'de gerçeklestirilen genel seçimleri boykot ettiler. Misir'da yakin zamana kadar evlilik, bosanma gibi özel haller hakkinda Islâm hükümleri, ticarette, cezalandirmada ve idari mekanizmada ise Avrupa'dan ithal edilmis kanunlar uygulaniyordu. Ancak birkaç ay önce Özel Haller Kanunu da Avrupa sistemine uydurularak tüm hukuk sistemi Bati'dan ithal edilen kanunlara göre sekillendirildi. Misir, BM, IKÖ (Islâm Konferansi Örgütü), Arap Birligi, Afrika Birligi Örgütü, IMF (Uluslararasi Para Fonu), Islâm Kalkinma Bankasi gibi uluslararasi örgütlere üyedir.
Tarihi: Misir, Hz. Ömer (r.a.) döneminde Amr ibnu As (r.a.) komutasindaki Islâm ordusu tarafindan 639 - 642 yillari arasinda fethedilmistir. Bu tarihten sonra Misir, 868 yilina kadar hilafete bagli valiler tarafindan yönetildi. 868'de Misir'in yönetimi Türk asilli Tolunlular'in eline geçti. Tolunlular'in yönetimi 905'e kadar sürdü. Bu tarihten sonra yine yeniden hilafeti temsil eden Abbasilerin eline geçti ve 934'e kadar onlarin yönetiminde kaldi. 934'te Misir'da Ihsidiler adinda ikinci bir Türk hanedanligi kuruldu. Ihsidiler'in yönetimi 969'a kadar sürdü. Bu tarihte Misir'a daha önce merkezleri Tunus'ta bulunan Fatimiler hâkim oldular ve 972'de de merkezlerini Kahire'ye tasidilar. (Fatimiler hakkinda ayrica geçen ayki sayimizda tanittigimiz Tunus'un tarihine bakabilirsiniz.) Fatimiler her tarafta kendi inançlarini yaymak için çesitli baski yollarina basvuruyorlardi. Fatimilerin Misir'daki saltanatlari 1171'e kadar sürdü. Bu tarihte Misir, Salahuddin Eyyubi'nin kurmus oldugu Eyyubiler devletinin hâkimiyetine geçti. Eyyubiler de Misir'a 1250'ye kadar hükmettiler. Bu tarihten sonra Misir'a Memlükler hükmetmeye basladilar. Memlükler Bagdat'in Mogollar tarafindan isgal edilmesinden sonra Abbasi hilafetinin Kahire'de varligini sürdürmesine imkân sagladilar. Memlüklerin saltanati 1517'de Misir'in Osmanlilar tarafindan fethedilmesine kadar sürdü. Misir, Osmanlilar tarafindan fethedildiginde hilafet de Osmanli Devleti'ne geçti. Bu tarihten sonra Misir Osmanli Devleti'ne yani hilafete bagli bir vali tarafindan yönetilmeye basladi. Ancak 1805'te Misir valisi olan Kavalali Mehmed Ali Pasa hilafete bas kaldirarak Misir'da yari bagimsiz bir yönetim olusturdu. Mehmet Ali Pasa'dan sonra da onun ailesinden gelen sahislar vali sifatiyla ancak Babiali'den kopuk bir sekilde Misir'i yönetmeye devam ettiler.
Bu valilerin ülkeyi yönettikleri dönemlerde Ingilizler de çesitli yollardan Misir'a girmis, bu ülkede hükümet üzerinde söz sahibi olmaya baslamislardi. 1914'te de tamamen Ingilizler tarafindan isgal edildi. Ingilizlerin dogrudan isgalleri 1922'ye kadar sürdü. 15 Mart 1922'de ülkeye resmi olarak bagimsizlik verildi. Ancak yönetim yine büyük ölçüde Ingilizlerin direktifleri dogrultusunda hareket ediyordu. Bagimsizlik sonrasinda I. Fuad, Misir kralligina getirildi. 1936'da onun ölmesi üzerine oglu Faruk kralliga geçti.
Kral Faruk'un yönetimine 26 Temmuz 1952'de gerçeklestirilen askeri darbeyle son verildi. Darbeden sonra Tümgeneral Muhammed Necib devlet baskani oldu. Ancak iki yil sonra 25 Subat 1954'te Cemal Abdünnasir yönetime el koyarak Necib'i görevden uzaklastirdi. Abdünnasir dönemi tam bir dikta ve zulüm dönemidir. Abdulkadir Udeh ve Seyyid Kutub basta olmak üzere çok sayida Müslüman ilim adami ve düsünür onun zamaninda idam edilmistir. Abdünnasir zulmünden en çok nasip alanlar Müslüman Kardesler cemaatinin mensuplari olmustur. Bu cemaatten pek çok kimse hapse atildi ve çogunlugu ancak Abdünnasir'in ölümünden sonra hapisten çikabildi. Abdünnasir sosyalist anlayisa dayali bir Arap milliyetçiligini savunmustur. Onun fikirleri pek çok Arap ülkesine Nasircilik adiyla yayilmistir.
Abdünnasir döneminde Misir iki ayri savasa girdi ve ikisinden de agir yenilgiyle çikti. Bunlardan birincisi 1956 Süveys savasidir. Bu savas Misir yönetiminin Süveys kanalini millilestirme karari almasi üzerine çikti. Bu karar üzerine Israil, 1956 Ekim'inde Ingiltere ve Fransa ile anlasarak Misir'a saldirdi. Israil'i böyle bir saldiriya tesvik edenler daha önce Süveys kanalini istedikleri gibi kullanan Fransa ve Ingiltere'ydi. Ingiltere ve Fransa'yla ortak hareket eden Israil bu saldirida Gazze bölgesiyle Sina yarimadasini isgal etti. Ancak birtakim diplomatik sebeplerden dolayi 7 Mart 1957 tarihinde isgal ettigi bu topraklardan çekildi. Ikinci savas da 1967 Arap - Israil savasidir. Arap - Israil savaslarinin en genis çaplisi Alti Gün Savasi diye de anilan 1967 Haziran savasidir. Bu savas Israil'in 5 Haziran 1967 sabahi Misir'a saldirmasiyla basladi. Israil uçaklari önce Akdeniz üzerinden Misir'in bati tarafindaki hava alanlarini bombalayarak üç saate yakin bir süre içinde 300 kadar Misir askeri uçagini yerde imha ettiler. Israil uçaklarinin bu saldiri esnasinda Akdeniz'deki Amerikan filosundan ikmal yaptiklari ileri sürülmüstür. Israil hemen ardindan Gazze bölgesine ve Sina yarimadasina dogru karadan ve havadan saldiriya geçti. Misir askerleri bu saldiri karsisinda ciddi bir direnis göstermeden Gazze'yi ve Sina'yi Israil'e teslim ettiler. Bu olayda Cemal Abdünnasir'in bir ihanetinin de söz konusu oldugu ileri sürülmektedir. Misir, Sina yarimadasini ancak 1978'de imzalanan Camp David anlasmasiyla geri alabilmistir.
Abdünnasir'in 28 Eylül 1970'de ölmesinden sonra cumhurbaskanligina Muhammed Enver Sâdât geçti. Enver Sâdât baslangiçta biraz yumusak bir politika izledi. Abdünnasir'in siyasi düsüncelerinden dolayi hapse atmis oldugu kisileri serbest birakti. Ancak daha sonra o da zulme ve siddete basvurdu. Misir'in Israil'i resmen tanimasini ve diplomatik iliskiler kurmasini saglayan Camp David anlasmasi Sâdât döneminde imzalanmistir. Bu anlasmadan sonra Arap ülkelerinin geneli Misir'la diplomatik iliskilerini kestiler. Ancak daha sonra tekrar baslattilar. Enver Sâdât 6 Kasim 1981 tarihinde öldürüldü. Onun arkasindan cumhurbaskanligina Muhammed Hüsni Mübarek getirildi. Hâlen bu görevi sürdüren Mübarek siddet ve zulümde Sâdât'in çok önüne geçti. Mübarek, her alti yilda bir yenilenen cumhurbaskanligi seçimlerine tek aday olarak girmekte ve demokrasinin mantigindan son derece uzak bir sekilde gerçeklestirilen bu seçimleri dogal olarak kazanmaktadir.

Kuala Lumpur, Malaysia













More than any other spot in the country, Kuala Lumpur, or "KL" as it is commonly known, is the focal point of new Malaysia. While the city's past is still present in the evocative British colonial buildings of the dataran merdeka and the midnight lamps of the petaling street nightmarket, that past is everywhere met with insistent reminders of KL's present and future. The city's bustling streets, its shining, modern office towers, and its cosmopolitan air project an unbounded spirit of progress and symbolize Malaysia's unhesitating leap into the future. To some, this spirit seems to have been gained at the loss of ancient cultural traditions, but in many ways KL marks the continuation rather than the loss of Malaysia's rich past. Like Malacca five hundred years before, KL's commercial centre is a grand meeting place for merchants and travelers from all over the world.
In the same way, the city brings together Malaysia's past and present, its many constituent cultures, and even its remarkable natural treasures, allowing first-time visitors an invaluable opportunity to see Malaysia as a whole before setting off to explore its parts. In the botanical and bird parks of the Lake Gardens one is treated to a first glimpse of the unsurpassed beauty and variety of Malaysia's plants and animals. In the vibrant central Market, music, crafts, and cultural practices from Kelantan to Sarawak can be explored and experienced. And in the National Museum, the dizzying multiplicity of Malaysia's cultural history comes into focus. As the entry point for most visitors and the meeting point of the country's many attractions, Kuala Lumpur is a grand gateway to a fascinating destination.
Petronas Towers
Kuala Lumpur in the morning.
Petronas Towers at night
With a height of 1,453 feet, one of the world's tallest buildings rise above the skyline of Kuala Lumpur. They are called the Petronas Towers, and, inevitably, they have become the symbols for the astounding growth that has taken place in Malaysia over the last two decades.

Tel Aviv, Israel





Tel Aviv proper technically may be Israel’s second most populous city behind Jerusalem, but its metro area dwarfs that ancient city, and includes a large swath of Israel.
It’s a lively, modern, and increasingly cosmopolitan destination that, if it’s not on your travel list, should be.
Named after the utopian town envisioned by Zionist author Theodore Herzl in his turn-of-the century novel Altneuland (The Old-New Land), Tel Aviv certainly lives up to its lofty moniker. Founded in 1909 by the Jewish population of nearby Jaffa, Tel Aviv immediately became an immigration hotspot among both bourgeois Eastern European Jews and artists from all backgrounds.Located on the scenic Mediterranean coastline, the Tel Aviv of today is still a hub of economic and creative activity in the Middle East: Browse the trendy shops lining several of its major streets or don your bathing suit and bronze on its beaches; spend some time visiting museums and historical sites or sip coffee in small cafes still populated by literary types. Come nightfall, Tel Aviv kicks up the energy a notch, with fine dining, music lounges, and nightclubs that rival those found in London, New york and Paris.
MUSEUMS (Muze’onim)
Tel Aviv boasts several museums, including the sprawling Eretz Yisrael Museum, which sits atop an archaeological site that is still being excavated. While more on the brochure than off, and at times a bit crowded, this museum has something of interest for nearly everyone. Of its eight pavilions, the Glass Pavilion boasts one of the finest and most eye-catching collections of glassware in the world. Also worth stopping into is the Nehustan Pavilion, which, through its cave-like entryway, transports you into the ancient copper mines (or so it feels like) of Timna, otherwise known as King Solomon’s Mines.
Just across from the Nehustan Pavilion is the Kadman Numismatic Pavilion, in which a collection of coins spans the length of the region’s history. Finally, before you leave, be sure to check out the Man and his Work Center exhibition, where you can see the traditional tools used in agriculture, crafts, and household chores and walk through a reconstructed bazaar. For a more off-the-brochure museum experience, visit the David Ben-Gurion House, once the private home of Israel’s first prime minister. Indulge your inner voyeur and peruse the books, pictures, and other personal items of Ben-Gurion for a more intimate window into Israeli history. Read letters from Ben-Gurion to John F. Kennedy, Winston Churchill, and Charles de Gaulle, and then head next door to the Hillel Cohen Lecture Hall to glimpse the late prime minister’s passports and salary slips. The on-site library has nearly 20,000 books in various languages; for those particularly interested in history and politics, seminars and lectures are conducted here as well. And as if that weren’t incentive enough, admission is free.



THE ARTS (Mad’ei Haruach)
More than probably any other Israeli city, Tel Aviv is a bastion of contemporary creative activity, and the performing arts are certainly no exception to this rule.
For first-time visitors, a must-see is the Suzanne Dellal Center, located in the heart of the Neve Tzedek neighborhood. The complex became a strategic post of the Haganah (the Jewish army) during the Arab-Israeli of 1948. In 1989, the center was renovated and assumed its present form, offering more than 600 shows each year, mostly modern Israeli dance and percussion performances. The Cameri Theater is distinguished from other performance centers as the city’s so-called “theater of social responsibility.” Its somewhat controversial performances incorporate Israeli folklore, politics, and both traditional and contemporary Jewish values and concerns. Plays are usually presented in Hebrew or Yiddish, but on Tuesday nights there are productions with on-screen English translations. To get away from the crowds, check out the Tmuna Theater, a funky community performance space with more avant-garde performances that offer a uniquely local flavor. The shadowy venue offers a stage that showcases mostly local music groups, and a small theater space (think satires, dramas, and even quirky one-man shows) with just a few rows of seats nestled up against it. There is also a bar and a café so that you can wine and dine while you enjoy the performances.



SHOPPING (Kniyut)
The shopping in Tel Aviv is among the best in the world, featuring everything from large American-inspired malls, to street shopping and local flea markets where you can find great bargain buys. Generally speaking, the more ritzy shops can be found along Dizengoff Street and Sderot Nordau, while trendy (and only slightly less pricey) boutiques and jewelry stores line Sheinken Street.
For a more down-and-dirty shopping experience, head to the Shuk Ha-Carmel, located at the intersection of Allenby Road and King George Street. Street vendors line the road here, peddling inexpensive clothing, sandals, and other similar wares to passersby. Farther down Allenby Road, you can pick up fresh fruits and vegetables at rock-bottom prices from the many small street stands. Located very close by (parallel to Allenby and one block closer to the sea) is Nahalat Binyamin, where a local street fair boasting jewelry, paintings, pottery, and more is held each Tuesday and Friday from 10 a.m. to 4 p.m.
Similarly cheap shopping can be found nearby at Jaffa’s flea market, Shuk-Ha-Pishpeshim, which sits between Olei Tzion and Beit Eshel Streets. Merchants here offer Persian carpets, leather and brass goods, nargilah (water pipes), hand-dyed clothing, figurines, and the like from the several rows of roofed stalls. The market is busiest on Fridays and is closed on Sundays, so head there earlier in the week to put your haggling skills to the test.
Finally, shopping and the arts converge in Tel Aviv’s several specialty bookstores, where unique and even rare titles can be found on many different subjects and in numerous languages. One such bookstore is Bookworm, located in Basel Square, which offers an English-language selection that that covers architecture, design, psychotherapy, and more. 30 Basel Street, 972 3 546 2714.
Or, stop in Praza Modan on Dizengoff Street, a bookstore-café that specializes in theater and the arts, but also has many titles on travel and cooking, as well as a sizable selection of children’s books, available in both Hebrew and English. 163 Dizengoff Street.
DINING (Ochel)
For a good bite to eat, one place to head is the Florentine District in southern Tel Aviv, an artsy, up-and-coming neighborhood with many off-the-beaten-path restaurants. This neighborhood is not featured in many travel books or brochures, but it certainly should be: The largely un-renovated buildings comprise the largest collection of German Bauhaus architecture in the region, and it boasts many older factories and workshops, one of which now houses the Vital art school.
Two restaurants to try in this area are the Humus Bar and Café Vital. The latter is notable for its large outdoor patio, its great Israeli-style breakfasts, and its décor, which features works by local artists. 5 Florentine St.
Just on the edge of the Florentine District is Elimelech, a pub and restaurant populated almost exclusively by locals of Tel Aviv. Open since 1936, Elimelech offers Eastern European Jewish “soul food” like cholent, kishke, and breust (don’t worry, the menu includes English descriptions). A large selection of draught beer and reasonable prices add to this lively local haunt’s allure.Outside of the Florentine District, another place to try is Rabbi Yochanan, located on a side street just off of the Shuk-Ha-Pishpishim flea market and perfect for satiating the appetite you’ll work up while shopping. This unpretentious café is in fact furnished with wares from the flea market, all of which can be purchased by diners. The food, like the décor, is quite eclectic, but tends toward Middle Eastern and Mediterranean flavors.
All visitors to Tel Aviv should also make time to stop into the Abulafia Bakery on Yeffet Street in Jaffa. This Palestinian bakery has been in existence since 1879 and is open 24 hours a day. If you get there around 11 p.m., you’ll be sure to get your hands on pita, bagels, pizza, and other breads fresh out of the oven. Jews and Arabs alike flock to Abulafia, so it’s become a popular symbol of peaceful Jewish-Arab coexistence.
Finally, and in some contradistinction to these locales, is the well-known Cheech Beech, a trendy restaurant and bar best known for its oversized décor (think huge potted plants and oversized couches—a veritable living room on the beach) and fruity margaritas. 145 Hayarkon St.
BEACHES (Hahof)
Starting in the south and working toward the north of Tel Aviv, the major beaches of the region are Sheraton,Hilton, Gordon (the most touristy of the bunch), Frischmann, Trumpeldor, and the Jerusalem Beach, though the latter three are essentially one continuous beach. The Southern-most part of the coastline—before the major luxury hotel chains begin—tends to be less crowded, though this has changed now that the tayelet (boardwalk) extends all the way down to Jaffa.
The boardwalk itself is a bit of a tourist trap, but is nonetheless a fun daytime hangout. Plenty of great restaurants line the tayelet, and some of Tel Aviv’s most popular clubs are also located along it, with their festivities beginning as the sun sets on the Mediterranean seashore.
Catch some sun and shop ‘till you drop at the Herzliya Pituach Marina and Mall, both of which are much quieter and less touristy than similar places in central Tel-Aviv (Herliya is actually a suburb of Tel-Aviv located about 20 minutes north of the city).
While there, seek out “hermit” Nissim Kakhalon, the architect/inhabitant of the Hermit’s House, a sand castle-inspired dwelling built into the side of a cliff. Constructed using discarded toys, tires, and the like, this quaint seaside palace boasts winding tunnels, an entirely functional bathroom whose ceiling is made found from beer bottles, and charming, well-kept gardens. During the week, Kakhalon also runs a small café serving hummus and smoked fish. Open daily (except during Shabbat) from 9 p.m. to sundown, though hours are somewhat erratic.
DAY TRIPS (Tiyulim)
Bar Kochba Caves are known as the place where Jews hid and prepared for battle during the Great Revolt against the Romans in 132-135 C.E. In order to access their hiding places, they had to crawl through small, twisting passageways on their stomachs—something visitors today can try for themselves. The Bar Kochba Caves area overlooks the Dead Sea and has only been partially excavated at present. It boasts an ancient olive pressroom, a ritual bath or mikyah, a large water reservoir, and more.
Or, hop on a train in Tel Aviv and head north to Akko (the ride is about 90 minutes, but is quite pleasant). Akko is a walled port city located on the Mediterranean Sea with a rich history of conquest that is reflected in the contemporary local culture: This town has been controlled variously by the Greeks, the Egyptians, Middle Ages crusaders, Arabs, Turks, and even the British.
Take a cruise aboard a yacht in Akko’s scenic marina and explore its centuries-old underground crusader city. Before heading back to Tel Aviv, check out the Al-Jazzar Mosque, which dates to the glory days of the Ottoman Empire, and the Akko Citadel, which served as a prison during ancient times. To extend your trip yet bit longer, continue a short distance north to Akkois Kibbutz Lohamei Haghetaot, whose main draw is its impressive Holocaust museum, many of whose exhibits are geared toward children.

TAYLAND-BANGKOK-PATTAYA







Pattaya Nasıl Gidilir ?
Bankong'da kalıyorsanız şehrin batısında yer alan Batı otogarına gidiyorsunuz.. Kaldığınız otelden bir taksiye söylerseniz sizi hemen oraya götürürler... Otogardan ise her 20 dakikada bir otobüs kalkıyor. Yaklaşık 90 Baht vererek , 2,5 Dolar karşılığı bir ücretle 1,5 satte Pattaya'ya ulaşıyorsunuz. Yol rahat ve güzel.. Etraf manzarası.....Eğer bunlarla uğraşamam diyorsanız en iyi yöntem, şehirde bulunan yerel turizm acentalarıyla konuşmak. Aslında en güzeli bunlarla Pattaya'ya gitmek... Acentalar günlük, bir gece ya da iki gece Pattaya'da kalmalı turlar yapıyorlar... Günübirlik tura katılırsanız sabah sizi otelden kendi araçlarıyla alıp Pattaya'ya sabah 10.00 gibi bırakıyorlar. İsterseniz orada kendiniz geziyorsunuz ya da ada gezintilerine katılıyorsunuz... Akşam da saat 17.00'de dönüşe geçiyorsunuz...Bir gece kalmalı, otel ve Coral Adası gezi ile iki öğün yemek dahil turla gitmek isterseniz, daha da uygun. Sadece 1700 baht ödeyerek hiçbir şeyle uğraşmadan tura katılıyorsunuz. Sabah sizin otelden alıyorlar... Pattaya'ya kalacağınız otele götürüyorlar... İsterseniz o gün isterseniz ertesi gün, ada turuna katılıyorsunuz...Öğlen yemeği şirketten...
Pattaya Nerede Kalınır ?
Ben turla gitmiş olduğum için Long Beach Garden'da kaldım, Bankong Radisson Sas'a oranla daha düşük sayılır. Ama benim gittigimde yan tarafında bir bina inşaatı vardı sanırım orası bitti ve otele ilave edildi. Sabah kahvaltısını beğendim açıkcası, Denize sıfır ama denize giren görmedim hiç otelin önünden :-(. Pattaya'da hemen her bütçeye seslenen oteller var... Yani kişi başı 10 Dolar'a da kalabilirsiniz, 50 Dolar'a da... Ama oteller genellikle iyi seviyede... Fiyatları da ucuz. Turla giderseniz mesele yok. Onlar size belli kalitede otelleri ayarlıyor...Kaldığım otel Best Western grubuna ait bir oteldi... Odalar ve hizmet iyiydi. Sabahları da açık büfe kahvaltı vardı... Yani Pattaya'ya Bangkok'dan turla gitmek çok uygun...Ama ufak bir bilgi vereyim... Pattaya'ya kimse otelde kalmak için gitmiyor... Gündüz hayat ada gezilerinde ve sahilde denize girerek geçiyor...
Pattaya Ne Yenir ?
A LA TURKA Restoran:
Evet Yanlış duymadınız arkadaşlar. Pattaya2da türk restoranının oldugunu fuyunca gerçekden çölde su bulmuş kadar sevindik ve otele varmadan buraya gittik. Gitmeden önce biraz pahalı falan dediler işin açıkcası ama bu umrumda bile değildi fakat pahalı dedikleri tayland'a göre pahalıymış türkiye'ye göre değil :-). Şuan ödediğim hesap pek aklımda kalmadı ama bizim normal restoranlardan daha ucuz oldugunu hatırlıyorum. Burada yemekler tayland'lı bir kadın tarafından yapılıyor. Fatma abla tayland'lı fakat geçmiş yıllarda Türkiye'de Tayland büyükelçiliğinde çalışmış. Daha sonra eski çumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün aşçılığını yapmış. Fatma abla geçmii yıllarda Hac'a gidip müslüman olmuş. Restoranın sahibi İsmail Arif yıllar önce buraya yerleşmiş. Eşi Serap Arif ile birlikte burayı işletiyor. Ayrıca eşi Pattaya girişindeki kralın sahip olduğu mücevherat satış mağazasının müdürlüğünü yapıyor. Ülkenin kanunları oldukca katı. Taylanda yabancılar mülk edinemiyor sadece devletden kiralıyabiliyor. Bunun yanında başka uyruklu bir işci çalıştırabilmek için 7 Tayland'lı işci çalıştırmak zorundasınız. Pattaya'da hem uluslar arası mutfaklar, hem de yerel mutfaklar var. Yani hemen her sokağın köşesinde geleneksel Tayland yemeklerinin satıldığı seyyar lokantalar... Gerçi batılılar buralara çok az rağbet ediyor. Çünkü yemek yediğiniz tabağın yıkanması ancak bir leğen içindeki suda gerçekleşiyor... O su da saatlerce kullanılıyor.Ama Pizza Hut, Mc Donald's, Burger King gibi uluslar arası lokantalar da var.. Yani yemek sıkıntısı yok... Gündüz gittiğiniz adalarda size tavuk çorbası, balık, ananas gibi meyvelerden oluşan yemek sunuyorlar...Geleneksel Tayland yemeklerinde pilav olmazsa olmaz.. Pilav üstü tavuk, et, çeşitli otlar, karides, balık gibi hemen her şeyi koyup yiyorlar...Akşamları ise, yemek tercihinizi büyük alışveriş merkezi olan Royal Garden Plaza binasında bulunan fast food ve Meksika lokantalarında yapabilirsiniz...Alışveriş merkezinin içinde, Amerikan tarzı bir de, Ripley's "Believe it or not" isimli çeşitli gösterilerin yapıldığı konulu müzesi var.
Pattaya Alışveriş
Pattaya gerçekten alışveriş merkezi. Her türlü triko ürününü, giysiyi, sahte ya da gerçek orijinal ürünü bulabiliyorsunuz. Sokaktaki alışveriş yerlerinde pazarlık serbest... Fiyatı en düşük seviyeden başlatabilirsiniz.. Ne söylerlerse, 4'te bir fiyat vererek pazarlığa başlayın. Sonunda, 3'te bir fiyata anlaşıyorsunuz...
ROYAL GARDEN PLAZA...
En modern, geniş alışveriş merkezlerinden biri... Zemin katında genellikle hediyelik eşyalar satılıyor... Birinci katında ise, Lacoste, Camel gibi ünlü mağazalar var... Ayrıca dünyaca ünlü başka markalarını da burada bulabilirsiniz... Fiyatlar genellikle orijinal ürünlerde Türkiye'nin yarısı kadar... Rahatlıkla alışveriş yapabilirsiniz...Deniz ürünlerini seviyorsanız hediyelik olarak birinci katta bulunan Urai Sea Shell isimli dükkan tam size göre. Dükkanda her türlü deniz kabuğundan yapılmış binlerce alternatifli hediyelik görüyorsunuz. Deniz kabukları arasında ne alabileceğinizi şaşırıyorsunuz...
DİKKAT;
Alışveriş yaparken gülümsemeyi ihmal etmeyin. İlginç, bu gülümsemeyle en düşük fiyata istediğiniz malları alabilirsiniz... Taylandlılar, gülümseyerek her şeyi hallediyorlar.. Yüksek fiyat söylerlerse bile kızmayın. Gülümseyerek kendi fiyatınızı verin.Pattaya'da terzilik en önemli mesleklerden biri... Ülkede yaygın olarak kullanılması da, sıcaktan dolayı, Hint kökenli ve Taylandlı terziler, iki takım elbise, gömlek, kravattan oluşan seti 24 saat içinde, 100 Dolar'a dikiyor...Bir de ülke yakut ve safir madenleriyle ünlü.. Bunların madenleri Pattaya'ya uzak değil. Ancak bunları almak uzmanlık gerektiriyor.. Yanınızda iyi bilen biri varsa mesele yok. Alışveriş yapın . Fiyatları Türkiye'ye göre yüzde 50 ucuz olduğu söyleniyor... Pattaya'da yağlı boya resminizi de yaptırabilirsiniz.. Ülkenin ünlü ipeklerinden hediyelikler de alabilirsiniz...
Pattaya İlginc Yerler
SPICY GIRLS A GO-GO BAR KULÜP
Birbirinden ilginç gösteriler sizleri bekliyor. Kalbiniz sağlamsa içeri girip izleyin... Buradaki barlardaki gösterileri oraya kadar gitmişken izlememezlik etmeyin... Aklınız kalacağınıza biraz cebinizdeki dolarla eksilsin... Ama gördüklerinizi unutamayacağınızı garanti verebilirim... Pattaya'ya özgü diğer bir gösteri ise, açık alanlarda kurulu olan 20 metre karelik yaklaşık 15 açık hava barının birada bulunduğu alanlar... Her barın içinde 10-15 genç kız var... Barın etrafında da sandalyeler. Bazı bar alanlarının ortasında ise Tayland boksu yapılan yerler var.Burada da gencecik çocuklar gösteri yapıyor.. Barlarda oturanlar da üzerlerine bahis oynuyor... Yani tam bir eğlence..Palladdium :Pattaya'da genç kızlarla karşılaşacağınız diğer bir yer ise, 6 bin kişilik disco olan Palladdium... Bu disco Tayland'ın en büyük discosu... İçinde yemek yenilecek yerler, masaj salonları, barlar da yer alıyor.. Gitmeye değer diğer bir yer... !,
ALKAZAR'A MUTLAKA GİDİN!
Ama Pattaya'ya kadar gitmişken mutlaka bir akşamınızı Alkazar'daki gösterilere ayırın. Gösterinin en büyük özelliği, travestiler tarafından yapılması... Bugüne kadar 6 milyon kişinin izlediği söyleniyor... Bu gösteride yer alan kızları! görünce dudağınızın uçuklayacağı söyleniyor.. Ben gitmedim. Ama oraya gidenlere burayı görmeleri mutlaka öğütleniyor... Denemeye değer... Böyle bir gösteri ülkemizde yok... Tayland'ın bu konuda ünlü bütün dünyada biliniyor... Her gece iki gösteri var. Birinci gösteri 400, ikinci gösteri, 500 Baht... Üstelik gidiş geliş ücretini de sizi götüren şirketler üstleniyor..
DENİZ ÜSTÜNDE PARAŞÜT KEYFİ
Genellikle toplu olarak gittiyseniz, günlük turlarla çevrede bulunan adalara götürüyorlar sizi... Bu adaların içinde en popüler olanı, Coral Adası... Katıldığınız tur şirketi sizi saat 10.00 gibi otel lobisinden alıyor... Bütün otellerden müşteriler toplanıyor... Tur ücretlerine, aday gidiş geliş orada verilen öğle yemeği dahil.. Sahilde bulunan ufak yerel bir tekneyle açıkta bekleyen asıl büyük motora geçiyorsunuz. Motorun üst kısmına çıkın.. Genellikle tenteli... Ve şezlonglar var. Keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz... Pattaya'yı seyredip adaya giderken, yol üstünde sizi deniz paraşütü yapma imkanı da bekliyor... Bunun için de belli bir ücret ödüyorsunuz... Ama bu işin uzmanı, başları kar maskesiyle kaplı uzman Taylandlılar sürat teknesinin çektiği paraşüte sizi ustalıkla omuzlarından bağlıyorlar.. Farkına varmadan 10 dakika süreyle gökyüzünde süzülüyorsunuz.. Sürat teknesini kullanan çocuk sizi önce ayaklarınızdan suya değdiriyor... "Aman batıyorum!"diye heyecanlanırken, birden kendinizi göklerde buluyorsunuz...Süre bitiminde sizi ustalıkla, aldıkları yere indiriyorlar...
CORAL ADASI
Coral Adası, büyük bir ada... Öyle hayalinizde canlandırdığınız fazla palmiye yok. Akdeniz tipi bitkiler adaya hakim.. Ama adada şezlonglar, güneşlikler var.. Serinlemek için de hindistan cevizi suyu, her türlü içecek mevcut. Öğlen yemeğini burada topluca yiyorsunuz. Menüde ise, tavuklu çorba, pilav, yöresel kızartma yemekler ve balık var. Tatlı olarak ananas ve yerel kavun karpuz veriyorlar. Tatları bizimkine fazla benzemiyor.. Ama yenebilir...Burada da atraksiyonlar var... En önemli ise, başınıza geçirecekleri astronot başlığı gibi bir başlıkla sizi su altına daldırıyorlar. Yani kafanızda bir balon var düşünün. Buraya oksijen veriyorlar. Su altında ise elinize ekmek alıp. Balıkları besliyorsunuz.. Parası biraz yüksek.. Yaklaşık 30 dolar civarında. Ama deneyen gruptaki arkadaşlar, önce tek balık gelmez zannederken, ekmeği çıkarınca yüzlerce balığın yanlarına geldiğini söylediler. Yani değişik bir zevk... Burada akşama kadar denize giriyorsunuz. Sonra sizi tekneyle kıyıya çıkarıyorlar... Bu arada tekneye sabah binerken çektikleri fotoğrafları yapıştırdıkları tabakları da, Pattaya hatırası diye size satıyorlar... 2 Dolar karşılığı bunu alabilme şansınız var. İsterseniz almayabiliyorsunuz...Bir başka gidebileceğiniz ada da, Ko Lan.. Buraya 45 dakika süren bir yolculukla gidiyorsunuz.. Adada bulunan mercan rölyeflerini altı camlı teknelerle izleyebiliyor, balık lokantalarında yemek yiyebiliyor, denize girebiliyorsunuz. Scuba diving, snorkel ile dalmak gibi etkinlikler de cabası..
SRI RACHA TIGER ZOO.
gidilebilecek diğer bir alternatif hayvanat bahçesi. Her yaşa hitap ediyor. 200'den fazla küçük büyük kaplan burada yer alıyor. Parkta timsahları besleyebilir ve domuzların yarışını izleyebilirsiniz. Gitmek isterseniz seyahat acentaları sizi otelden alıp bırakıyor..
PATTAYA'DA BAŞKA NELER Mİ VAR
Pattaya'da daha başka neler var derseniz... Öncelikle Pattaya'nın biraz dışında bulunan Fil Kasabası geliyor.. Burada bulunan filler size özel gösteriler yapıyorlar. Futbol oynuyorlar... Her gün 14.30'da yapılıyor... Geniş bir tropik bahçe içinde yer alıyor. İsterseniz burada bulunan Bungolowlarda da kalabiliyorsunuz. Tesiste, su sporları yapabileceğiniz yerler, otomobil yarış pistleri gibi etkinlikler de var..
ALINTIDIR

12 Eylül 2008 Cuma

İSVİÇRE - ZÜRİH















İsviçre'nin en önemli metropollerinden olan Zürih kenti adını şehri boydan boya sarmalayan Zürih Gölü'nden alır. Bu göl üzerinde birbirinden hoş fotoğraf kareleri yakalayabileceğiniz sayısız köprü ile karşılaşırsınız.
Zürih 19. yüzyıldan itibaren ünü sınırlarının ötesine taşan bir zenginlikle tüm Avrupa'nın finans ve iş merkezi halini almıştır. Şehre adımınızı attığınız ilk andan itibaren bu atmosferle karşılaşıyorsunuz. Baktığınız her yerde bankalar ve cep telefonlarıyla iş bitiren brokerlar oluyor. Yine de genellikle tüm Avrupa kentlerinde rastladığımız "oturmuş şehir" imajı Zürih için de geçerli. Kenti dolaşmaya başlamak igin kendinize bir ana üs edinmeniz de fayda var, bu sayede kaybolma sorununuz olmaz. Bu iş için STADELHOFFEN biçilmiş kaftan. Özellikle trenle ulaşım sağlayanlar için bu istasyon en iyi güzergah. Buradan Zürih'in ana meydanına, yani göl kıyısına ulaşmanız yalnızca beş dakika. Ulaşım için bir diğer pratik önerim de kendinize bir "NINE-UHR PASS" edinmeniz. Bizim akbillere benzeyen bu bilet sayesinde sabah dokuzdan ertesi sabah dokuza kadar gemi hariç tüm vasıtaları kullanabiliyorsunuz. Nine uhr pass'ı bindiğiniz herhangi bir vasıtadan temin edebilirsiniz.
Göl kıyısından ayrılıp sağdan yol ayrımını takip ede ede kentin alış-veriş merkezi BAHNHOFSTRASSE'ye ulaşmak mümkün. Burası alışverişkolikler için adeta bir cennet. Gucci'den Jemoli'ye pek çok mağaza ve seçenek birarada. Ancak bu çeşitliliğe ve üst düzey rekabete rağmen fiyatlar da hayli yüksek.
Zengin bir ülke olması İsviçre'nin turizm politikalarına da bir nebze sekte vurmuş bana kalırsa. Çünkü turistlere ilişkin aktivitelerin sayısı yok denecek kadar az. Ana meydanda bulunan GROSSMUNSTER Kilisesi ve FRAUMUNSTER dışında pek fazla tarihi mekan da bulunmuyor ne yazık ki. Ancak Fraumünster'in 1970'de CHAGALL tarafından renklendirilen camları gerçekten ilgi çekici.
İsviçre'de iklim oldukça sert. Bu durum insanları son derece mükemmelliyetçi ve kuralcı hale getirmiş. Herşeye rağmen güneşli günlerin de sayısı hiç az değil. Eğer şansınız yaver gitti de hava açtıysa o zaman limandan kalkan gemi turları ile RAPPERSWILL'e kadar gidip keyifli bir gün geçirebilirsiniz.Rapperswill bana Ortaköy'ü anımsattı. Bizdeki el tezgahları yerine burada ufacık şirin dükkancıklar var. O kadar rengarenk ve süslüler ki, vitrinlere takılıp kalıveriyor insan. Sahilde yanyana uzanan kafeler güneşli günlerde dolup dolup boşalıyor.
Bir başka gezi seçeneği ise PFAFFIKONESEE... Eğer ördeklere yem atarak sessizliğin sesinde kaybolmak istiyorsanız burası tam aradığınız yer!
Şayet Zürih'de güzel bir alışveriş turu yapmayı tercih edip yorulduysanız o zaman ZEUGHAUSKELLER'e uğrayıp kendinize bir ziyefet çekin... Yemekleri ve dekorasyonu son derece geleneksel ama müşteriler de bir o kadar enternasyonal. Dört büyük ahşap ayak üstüne oturtulmuş şatovari bir atmosferi var. Duvarlarda geçmişten bugüne kullanılmış savaş aletlerini görmek mümkün. Buraya son yıllarda eklenen "top" ise ortamda fazlasıyla sırıtmış ve atmosferin eskiliğine sekte vurmuş. Geleneksel İsviçre Mutfağı'ndan örnek tatlar için, BURGERMEISTER SCHWERT (kılıçta süt danası ve özel sos) ya da BRATWURST denenebilir. Vejetaryansanız Fransız soslu karışık salata tercih edebilirsiniz. Ayrıca küf peyniri ile servis edilen patates (GNOCCI) de bir başka seçenek.
Vaktiniz az ve hem kenti görüp hem yemek mi yemeniz gerekiyor. O zaman 19:00'da kalkan tramvayı yakalayın. Bu tramvay hem leziz yemekler hem de eğlenceli bir şehir turuyla gecenize renk katacak!
Hafta içi 17:00'den sonra ve Pazar'ları sabahtan akşama yaya trafiğin olmadığı bu şehir sizler tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

St. Petersburg




















St. Petersburg is one of the most beautiful cities in the world. It is often referred to as the Venice of the North or the Paris of the East, but its beauty is really a brand all its own. From the White Nights festival during the mysterious summer twilight to top theater and ballet productions and concerts on magical winter evenings, the city offers a vibrant cultural life that is second to none. And Saint-Petersburg.Com is your St. Petersburg information source. Here you will find everything to plan your trip to this dynamic city.
A city of palaces and museums, broad avenues and winding canals, St. Petersburg's short history has endowed the city with a wealth of architectural and artistic treasures. Alongside world-famous attractions such as the Hermitage, St. Isaac's Cathedral and the Mariinsky Theatre, the city has scores of lesser known but equally fascinating sights that reveal both the pomp and extravagance of St. Petersburg's political and Imperial past, and also the mysterious, tragic genius that has touched so many of the city's great artists and writers. Still considered Russia's cultural capital, St. Petersburg reflects the country's extraordinary fate like no other city, and its uniquely rich atmosphere exerts a powerful grip on even the most jaded traveler.
Welcome to our tour of St. Petersburg Here we will introduce you to Russia’s greatest historical and cultural treasure, its "Northern Capital" - the famous "Venice of the North". Virtually unharmed by the 1930-50s period of Stalinist reconstruction, downtown St. Petersburg is crowded with splendid palaces, impressive historical monuments, tree-lined avenues and beautiful bridges. Although not yet 300 years old, St. Petersburg is a city crammed with historical and cultural associations and a refined air of mystery.
Just sit back, wander around the virtual sights on our tour and discover the unparalleled beauty of St. Petersburg, Russia.
Across the river from the Peter and paul fortress and the wooden Cabin of peter the Great you can visit the historical Summer Garden. Behind the beautiful wrought iron fence there is an old park that has witnessed some of the most spectacular moments in St. Petersburg's early history. Impressed by the royal parks that he had seen in Europe, Peter the Great was very keen to create something similar in his newly built "Venice of the North". In Peter's new park everything was created according to the latest fashions; the trees and bushes were trimmed in the most elaborate way and all the alleys were decorated with marble statues and fountains. Peter the Great used to organize regular receptions and balls in the gardens, his " assamblei ", which involved dancing and drinking and impressive firework displays.
Tsar Peter commissioned the city’s first and foremost architect, the Italian Domenico Trezzini, to build a small palace in the park. The palace had no heating and was intended only for summer time use, hence its name "Summer Palace", as opposed to the "Winter Palace" that Peter had built just down the same embankment of the Neva. The Summer Palace, a small two-storey yellow building, was built between 1710 and 1714, with 7 rooms on each floor. After the Second World War the palace was carefully restored, the older interiors were recreated and a collection of early 18th century artifacts, many originally owned by peter the great, was put on display.
It is always a great pleasure to take a stroll down the alleys of the Summer Garden, passing by the palace, the marvelous marble statues and the pond. A pair of white swans returns every year to the Karpiev pond in the Summer Garden, even though the park is located in the middle of a bustling city...
Very early in the history of St. Petersburg the Strelka (spit) of the Vasilievsky Island, the largest island in the Neva delta, was intended to become the heart of downtown St Petersburg. Some of the buildings, such as the Customs House, still remind us today of Tsar Peter’s original intentions. Although the downtown area of the city eventually moved onto the left bank of the river, the architects of the early 19th century did not forget about the Spit of Vasilievsky Island. Neither did the Tsars, since the area could be clearly seen from their royal residence - the Winter Palace
In the early 19th century one of the most elegant architectural ensembles of St Petersburg emerged on the eastern edge (Strelka ) of the island. The imposing white colonnaded building of the Stock Exchange became its focal point, and was flanked by two Rostral Columns. The Stock Exchange, designed by the French architect Thomas de Tomon and built between 1805 and 1810, was inspired by the best examples of Ancient Greek and Roman architecture. The two Rostral Columns, studded with ships' prows, served as oil-fired navigation beacons in the 1800s (on some public holidays gas torches are still lit on them).
The eastern edge of Vasilievsky Island, adjacent to the Strelka, is one of the cultural and intellectual centers of the city and includes St Petersburg state University, the Academy of Arts, the Naval Museum (located in the building of the former Stock Exchange) and a number of other museums.

İSPANYA





























DEVLETİN ADI: İspanya KrallığıBAŞŞEHRİ: MadridYÜZÖLÇÜMÜ: 504.782 km2NÜFUSU: 39.100.000RESMİ DİLİ: İspanyolcaDİNİ: HıristiyanlıkPARA BİRİMİ: Pesota
İber Yarımadasının beşte dördünü ihtivâ eden bir Avrupa devleti. Doğu ve kuzeydoğusunda Akdeniz, kuzey, kuzeybatı ve güneybatısında Atlas Okyanusu, kuzeydoğusunda Fransa ve Andoro Cumhûriyeti, batısında Portekiz bulunmaktadır. Akdeniz’deki Balear, Atlas Okyanusundaki Kanarya Adalarıİspanya’ya âittir.
Târihi
M.Ö. 1100 yıllarında Fenikeliler, İspanya topraklarında ilk yerleşme merkezleri kurmaya başladılar. Onları Keltler ve Yunanlılar tâkip etti. Daha sonra Kartacalıların egemenliğine girdi. M.Ö. 202 yılında Romalılar Kartacalıları İberik Yarımadasından attılar. Roma İmparatorluğu bu târihten îtibâren İspanya’da birliği sağladı ve zamanla Hıristiyanlığı buraya yerleştirdi. M.S. 5. yüzyılda İspanya, Germen kabilelerinin saldırılarına hedef oldu. Sırayla Alanlar, Suevler ve Vandalların ardından Vizigotlar İspanya’ya hâkim oldu. Vizigotların hâkimiyeti uzun sürdü ve Hıristiyanlığı kabul eden Vizigotlar, İspanya’ya Hıristiyanlığın yerleşmesini sağladı. 711’de Afrika’dan Gelen Müslümanlar, 8. asırdan 10. asra kadar kuzeydeki birkaç bölge dışında İspanya’ya hâkim oldular ve burada Endülüs medeniyetini kurdular. İlmin merkezi olan üniversiteler açarak, İslâm medeniyetini buraya yerleştirdiler. Endülüs Emevîler Devletinde İmâm-ı Kurtubî, Şâtibî, İbn-i Hazm, Nûrettin Batrûcî gibi birçok âlim yetişti ve buradaki üniversitelerde hocalık yaptılar. Papa ve Krallar dâhil birçok Avrupalı bu üniversitelerde ilim tahsil etmişlerdir. Bugünkü birçok müsbet ilimleri batılılar bu üniversitelerden öğrendiler. On birinci yüzyılda bu ülkenin iç karışıklıklarından faydalanan Hıristiyanlar kuzeyden başlayarak yarımadayı tekrar ele geçirmeye başladılar. 1276 yılında Müslümanların elinde yalnızca güneydeki Grenada kalmıştı. 1469’da Aragon ve Castilla Krallıkları tek bir krallık altında birleşerek güçlü bir devlet kurdular. 1492’de Müslümanların son kalesi Grenada Krallığı yıkıldı. Aynı yıl Kristof Kolomb İspanyol hükümdarının maddî yardımıyla Amerika’ya varan ünlü gezisine çıktı. Bu yolculuk, İspanya’nın dünyânın en büyük sömürge İmparatorluklarından birini kurmasına yol açtı. 1588 yılında İspanyol donanmasının İngiliz donanmasına yenilmesini tâkip eden taht ve din kavgaları sonunda İspanya zayıflayarak çökmeye başladı. 1640’ta Portekizi, 1714’te ise Avrupa’daki bâzı topraklarını ve Cebelitârık’ı kaybetti. On dokuzuncu yüzyılın başlarında İspanyolların Amerika’daki bütün sömürgeleri bağımsızlıklarını kazandılar
Birinci Dünyâ Harbinde İspanya tarafsız kaldı, fakat savaştan büyük ölçüde etkilendi. General Primoderivera, çıkan ayaklanmaları bastırarak ülkede diktatörlük kurdu. 1930 yılında iktidardan düştü. Bir yıl sonra yapılan seçimleri Cumhûriyetcilerin kazanması sonucu Kral On sekizinci Alfanso ülkeyi terk etti. 1936’da yapılan seçimlerde solcuların başarılı olması üzerine ülkede iç savaş başgösterdi. 1939’da iç savaşın sona ermesiyle Franco Devlet Başkanı oldu. İkinci Dünyâ Harbine de katılmayan İspanya’da ordunun desteğiyle Franco savaştan sonra da yerini korudu. 1969 yılında Franco’nun ölmesiyle yerine Don Juon Carlos geçti. 1976’da Başbakan Navarro’nun istifâsı ile Carlos kral oldu ve Abolfo Sourez’i başbakanlığa atadı.15 Haziran 1977’de 41 yıl sonra ilk defâ genel seçimler yapıldı. Sourez’in başkanı olduğu Demokratik Merkez Birliği çoğunluğu elde etti. 1981’de sağcı Albay Tejero Cortes’in meclisi basarak yaptığı darbe girişimi sonuçsuz kaldı. 1982 seçimlerini ise Sosyalist Parti büyük çoğunluğu elde ederek kazandı ve 46 yıl sonra İspanya’da yeniden bir sol iktidarın doğmasını sağladı. Hâlen (1993) iktidarda sosyalist parti bulunmaktadır.
Fizikî Yapı
İspanya’nın dörtte üçü Meseta adı verilen düzlüklerle kaplıdır. Meseta çok yüksek faylı bloklardan meydana gelen Guadarrama ve Grados dağlarıyla ikiye bölünmüştür. Kuzeydoğudaki İberik Dağları kıvrımlıdır. Kuzeyde Cantabria Dağları yer alır. İspanyol Pireneleri, Fransız Pirenelerinden daha geniştir. Doğu Pireneler bâzı sıradağlar ile İberik Sıradağlarına bağlanır. Endülüs Sıradağları çok büyük ve kıvrılmış bir kütledir. Cebelitârık Boğazından Nao Burnuna kadar 800 km’lik bir alana yayılır. Bu sıradağların en yüksek tepesi orta bölgedeki Sierra Nevada (3.478 m) Tepesidir. Bu dağlar birbirlerinden havza ve ovalarla ayrılmışlardır.
İspanya’da ovanın varlığından söz etmek çok zordur. Ülkenin büyük bir kısmı 900 m yükseklikteki yaylalarla kaplıdır. Yarımadanın kuzey ve güney kıyılarındaki dağların ve Meseta’nın genellikle batıya doğru meyilli olması Ebro hâriç olmak üzere büyük ırmakların okyanusa akmalarına sebeb olmuştur. Okyanusa akan başlıca ırmaklar: Mino, Douro, Tagus, Guadiana ve Guadalguivir’dir. Akdeniz’e dökülen ırmakların en önemlisi Ebro olup, Guadalaviar, Jucar ve Segura başlıcalarıdır.
İklim
İspanya’nın iklimi genellikle kuraktır. Yazları sıcak, kışları soğuk geçer. İspanya’da iklim, Kuzeybatı İspanya, doğu kıyı ve iç kesim olmak üzere farklı üç bölgeye ayrılır. Kuzeybatı İspanya, Atlas Okyanusu iklim alanı içine girer. Her mevsim bol yağmur alır. Okyanusun yakın olması sebebiyle yazlar ılık, kışlar çok yumuşak geçer. Yağışlar kuzeyden güneye doğru azalır. İç kesimdeki ova ve yaylalarda kara iklimiyle karışık Akdeniz iklimi hüküm sürer. Özellikle Ebro ve Guodalguivir ovalarıyla Manche’de yazlar sıcak, kışlar sert geçer. Toplam yağış düşüktür.
Tabiî Kaynaklar
Bitki örtüsü ve hayvanlar: Kuzeybatı İspanya’da meşe ve gürgen ağaçları bulunur. Doğu kıyılarında yeşil meşeler, sulak bitkiler ve bozkırlar hâkimdir. İç kesimde ise karışık orman, güneyde meşe ormanları ve bozkırlar, bâzı kesimlerinde çayır ve fundalıklar bulunur. Bunlar ormanların insan eliyle kesilerek yok edilmesinden meydana gelmiştir. İspanya dağlık ve ormanlık bir arâziye sâhip olduğundan ayı, kurt, tilki, tavşan, sincap, yaban kedisi, yaban keçisi gibi hayvanlar bulunur. Mevsimden mevsime göçmen kuşlar İspanya’ya gelmektedir.
Mâdenler: İspanya zengin yeraltı kaynaklarına sâhiptir. Meseta’nın bir çok kesimiyle Endülüs sıra dağlarında önemli demir rezervleri vardır. Ülkenin çeşitli yerlerine dağılmış vaziyette kömür yatakları mevcuttur. Diğer mâdenleri potas, çinko, kalay, kurşun filizleri, bakır, uranyum, gümüş, fosfat ve sülfürdür. Dünyânın başta gelen civâ üreticilerindendir.
Nüfus ve Sosyal Hayat
İspanya’nın nüfûsu 39.100.000’dir. Nüfûsun yarısından fazlası şehirlerde yaşar. İspanya halkı çeşitli ırk gruplarının karışımıyla meydana gelmiştir. Halkın Endülüs bölgesinde yaşayanları esmer; Basklar ve Katalanlar sarışın; Galiçya bölgesinde yaşayanlar ise alçak boylu ve buğday tenlidir. Bölgelerde yaşayanlar arasında yaşayış ve giyiniş bakımından farklılıklar görülür. Andolusia kadınları 5. yüzyılda bu bölgede yaşamış olan Faslılar gibi yüzlerine peçe örterler.
İspanya denilince akla boğa güreşleri gelir. Halk boğa güreşlerine çok meraklı olduğu için arenalar dolup taşmaktadır. Boğa güreşleri İspanyolların senelerden beri süregelen bir geleneğidir.
Önemli şehirler arasında Barcelona, La Caruna, Ovieda, Sevilla, Valencia, Vizcaya bulunmaktadır.Din: İspanya halkının çoğu Hıristiyanlığın Katolik mezhebindendir. Az miktarda Protestan, Mûsevî, Müslüman bulunmaktadır. Bunlar nüfûsun % 1’ini teşkil etmektedir.
Eğitim:
İspanya’da 6-14 yaş arasında öğretim mecbûridir. İspanya’da 20 devlet üniversitesi, bunun dışında Madrid, Barcelona ve Valencia’da üç politeknik üniversitesi vardır. Okuma-yazma bilmeyenler nüfûsun %5’ini teşkil etmektedir.
Ekonomi
çok yönlü bir tarım ülkesi olan İspanya’da tarım sanâyiye yönelik duruma getirilmektedir. Bir zamanların sömürgeci ve denizci ülkesi olan İspanya, bugün bu özelliğini kaybetmiştir.Tarım: İspanya bir tarım ülkesidir, ancak 1960 ve 1970 yılları arasında tarımla uğraşanların oranı% 41’den % 25’e düşmüştür. Topraklarının yaklaşık beşte ikisi işlenmektedir. Geri kalan bölgeler ya çok kurak veya çok dağlık olduğundan tarıma elverişli değildir. İç kısımlarda az nüfûslu havza ve yaylalarda özellikle tahıl ekilir (buğday, çavdar gibi). Bu kısımda topraklar 2-3 yılda bir nadasa bırakılır veya bakla nohut ekilir. İspanya’nın Atlas Okyanusu kısımlarında iklimin etkisiyle değişik bir tarım uygulanır. Yazları nemli olması mısır tarımına çok elverişlidir. Tahıl az yer tutar, patates ve fasulye bu kısımlarda çok boldur. İspanya’da en çok yetiştirilen tahıl arpadır. Ayrıca şekerpancarı, soğan, mısır, limon, tütün, ayçiçeği, mercimek yetiştirilmektedir.İspanyada yetişen meyvelerden portakal ilk sırayı alır ve bir ihraç ürünüdür. Zeytin de önemli bir gelir kaynağıdır. İspanya’da bağlar işlenen toprağın % 8’ini meydana getirir. Ormanlardan elde edilen en önemli ürün mantardır. Domates ve muz da önemli ihraç ürünlerindendir.